http://www.biltek.tubitak.gov.tr/
http://www.metu.edu.tr/~ozaygen/www-go/gonedir.html
http://www.istanbulgo.org/
http://www.godergisi.com/
Kerem Karaerkek'in (amatör 1. dan) Go Oyunculari Derneginin Ocak 1995 1. sayisi
En kısa tanımıyla Go bir oyun ve akıl sporudur. Go iki ya da daha fazla oyuncunun sırayla oyun tahtasının ızgara desenine ait kesişim noktalarına siyah ve beyaz piyonlarını koyduğu ve bu marifetle tahtayı paylaştığı bir çevreleme oyunudur. Go, kurallarının azlığından ötürü belki de dünyanın öğrenmesi en basit oyunlarından biri kabul edilebilir. Buna karşın, oyun ilerledikçe içerdiği karmaşıklığın ne büyük boyutlarda olduğu anlaşılır.
Go 4000 yıl önce Çin'de ortaya çıkmış ve M.S. 800'lü yıllarda Japonya'ya ulaşmıştır. Asyalı oyuncular günümüze kadar oyun üzerinde çok ilerlemişlerdir. Go Batı'ya 1800'lerin sonlarında gelmiştir. Tamamıyla mantığa göre tasarlanmış yapısıyla Go oyunu zamana karşı sınavında başarılı olmuştur. Günümüzde halen orijinal haliyle oynanan dünyanın en eski oyunu olarak yaşamaktadır. Go, şans öğeleri içermeyen bir beceri oyunudur. Her iki oyuncu da diğerinden daha fazla alanı kontrol altına almak ve ele geçirmek ister. Karar vermede kalite seviyesi her zaman oyunun sonucunu belirler.
Go 19 yatay, 19 dikey çizgili kare şeklinde bir tahta üzerinde ince kenarlı mercek şeklindeki siyah ve beyaz taşlarla oynanan iki kişilik bir oyundur. Oyundaki amaç kendi taşlarınızla rakipten daha geniş alanlar oluşturmaktır. Bunu yaparken tabi rakibiniz de aynı amaçla alanlar oluşturmaya başlayacak, ve oyunun ortalarınıa doğru birbirinizi de çevirmeye başladığınızı anlayacaksınız. (Go adı da aslında buradan gelmekte: Çevreleme) Çevrelenen taşlar esir düşmüş olacak, ölüm-kalım mücadeleleriyle, çarpışmalarla dolu bir oyuna başlamış olacaksınız.
Sadece Japonya'da on milyon kişi bu oyunu oynamaktadır, 400 kişi civarında bir grup ise bu oyunu öğreterek ya da milyonlarca dolarlık ödülü olan kimi yarışmalara katılarak hayatlarını kazanmaktadır.
Oyun taşları arasında bir fark bulunmamaktadır. Tüm taşlar aynı özelliklere sahiptirler, tahtaya konurlar ve alınma durumu hariç oyun sonuna kadar oynatılmazlar.
Go tarihi ve gelenegi olan bir oyundur. Samuraylarin tatamili odalarini, Budist kesislerin tapinaklarini, Japon Imparatorlarinin odalarini ve yoksul çinlilerin kulübelerini de doldurmustur. Bu yüzden go insanlari düsünce kaliplarina hapsetmez. Gerçek bir savasçi ya da tam bir pasifist ya da naif bir sair de kendi stillerince oynayabilir ve basarili olabilir, (bundan da önemlisi) oyundan zevk alabilirler. Yine de iyi oyuncu olmanin yolu savasçiyi ve diplomati, sairi ve tüccari kapsamaktan geçer. Yasama karsi, dogru-yanlis, iyi-kötü gibi karsitlar temelinde olusan itici tavrimizi bir kenara birakip, siyahin sadece beyazin baska bir görüntüsü oldugunu anlamayi gerektirir.
Bir oyun olmaktan da öte, Go hayranları tarafından, hayatın bir yansıması, güçlü bir meditasyon, kişinin karakterinin bir aynası, soyut düşünebilme egzersizi ve iyi oynandığı zaman Siyah ve Beyaz taşların tahta üzerindeki dengeli ve hassas dansıyla hayat bulan güzel bir sanat olarak da değerlendirilir.
Go'nun basit kurallarından ortaya çıkan durumlar o kadar karmaşık hale gelirler ki bu oyunu oynayabilen bir bilgisayar programı yapma girişimleri boşa çıkmaktadır. Açıklanan görüşlere göre bilgisayarların yakın gelecekteki bir zamanda profesyonel bir Go oyuncusuna meydan okuyabileceği şüphelidir. Etkili bir Go stratejisi son derece kurnazlık içermektedir. Örneğin, bir oyuncu rakibini bir küçük zaferler serisi içine çekerek kandırabilir, böylece daha az açık olan ama daha büyük bir zaferi garantileyebilir. Açgözlülük ve bilinçsizce yapılan bir saldırganlık genellikle çöküşle noktalanır. Kolay bir çözüm o an başarılı olabilir ama ilerde ciddi bir engel oluşturacaktır. Yanlış hesaplamalar çok nadiren bir sonuç getirirler, başarı daha ziyade etkili bir şekilde zor durumlardan sıyrılabilmeye ve saldırıları şevkle püskürtmeye dayanır. Yüksek seviyeli oyunların ortaya çıkması için gerekli olan yargılama ve bütünsel düşünme yeteneği, var olan bilgisayar programlarını tecrübeli oyuncular karşısında sanal bir ümitsizlikle baş başa bırakmaktadır.
Bir efsaneye göre Çin imparatoru Yao (M.Ö 2357-2255) Go'yu, oğlu Dan Zhu'yu aydınlatmak, bilgeleştirmek için buldu. Başka fakat benzer bir efsaneye göre Shun (M.Ö. 2255-2205) Go'yu pek de parlak bir zekaya sahip olmayan oğlu Shang Jun'u eğitmek amacıyla buldu. Brittannica Ansiklopedisi'ne göre Go, Çin'de milattan önce 2306 yılında bulunmuş.
Çin'de eski Taocular Yin Yang felsefesindeki dengenin temellerini Go'da bulmuşlardır. Siyah Yang taşlar ve beyaz Yin taşlar önsezi ve ilhamla birbiri arkasından ahenkle sıralanır tahtaya. Taşlarla çevrelenen boşluklarda "gözler" (mu) oluşturulur. Bu boşluk kavramı bizi aynı zamanda Laozi'ye götürür. Taoculuğun üstadı 'boşluk' un önemini şöyle anlatıyor:
"Tekerleğin otuz parmağı tekerleğin ortasında birleşir, ama at arabasını yürüten ortasındaki boşluktur. Testi kilden yapılır, ama içindeki boşluktur işimize yarayan Evdeki pencere ve kapıların boşluklarıdır evi yaşanılır kılan."
Taocuların rakipleri olan Konfüçyüsçüler önceleri Go oynamanın zaman kaybından başka bir şey olmadığını düşünmelerine rağmen (M.Ö. 500 yılları), bin yıl içinde hatalarını anlamışlar ve Go'nun en hevesli oyuncuları haline gelmişlerdir! Go için 'elin konuşması' diyorlardı, ve erdemli bir insanın bulundurması gereken beş önemli özellikten biri olarak Go oynamayı da sayıyorlardı (müzik, şiir, güzel yazı yazma, ve sanatın yanında). Sadece Konfüçyüsçüler de değil, imparatorlar da Go'yu destekliyordu. Çünkü küçük evreni (mikrokozmos) kontrol eden büyük evreni (makrokozmos) de kontrol edebilirdi. Bir ülkenin savunması için geçerli olanların Go tahtası üzerinde de geçerli olduğu günümüzde pek çok savaş stratejistinin de dikkatini çeken bir gerçek.
Budistler de Go'ya kayıtsız kalamamıştır. Go'daki akışkanlığı, dengeyi fark edenler, onu evrenin aynası olarak kabul etmişlerdir. Onlara göre Go oynamak, cehaletin 27 maskesini yok etmek demekti. Onun sunduğu bilgiyle, kişi Buda'nın ölümsüzlüğüne ulaşabilirdi.
Satrancın bulunduğu yıllarda (500-700) Go Çin'den, Japonya ve Kore'ye çoktan yayılmıştı. Japonlar oyunu sosyal sistemlerine büyük bir hevesle dahil etmişlerdi, çünkü oyunun, savaşçıları, filozofları, rahipleri ve imparatorları için paha biçilmez bir beyin jimnastiği olduğunu anlamışlardı. Hatta Japon imparatorları oyuna o kadar değer vermişlerdi ki, 4 tane 'Go evi' adı verilen oyunun kuramsal olarak geliştirilmesini sağlayan yapıları oluşturdular.
Çin ve Japonya'daki eski uygarlıkların yıkılmasıyla Go'nun gelişimi de duraklamaya uğradı. Fakat Japon deniz kuvvetlerinin 1905'te Rusları yenmesi Go'nun yeniden doğuşu ve satranca karşı kazandığı bir zafer olarak görüldü.
Uzakdoğu dövüş sanatlarında olduğu gibi, Go konsantre olmayı, dengeyi ve disiplini öğretebilir. Bu sanatlardaki gibi, Go'da da bir seviyelendirme sistemi vardır. Oyuncuların oynadıkları oyunlara göre seviyeleri belirlenir ve kendisinden güçlü bir oyuncuyla oynarken, zayıf oyuncuya belli bir sayıda taş avans verilir. Avans verilen taşlar tahtaya dizildikten sonra rakip oyuna başlar. Bu avanslara handikap denir. Böylece aradaki seviye farkı ne olursa olsun iki oyuncu da oyundan zevk alabilir. Oyunu hiç bilmeyen biri 35 kyu seviyesinde kabul edilir. Oyunun kurallarını bilen ve biraz oynamış biri 25 kyu seviyesindedir. Oyununu geliştirdikçe bu kyu seviyesi düşer ve en güçlü kyu olan 1 kyu'ya ulaşır. Daha sonra 'Shodan' denen amatör 1 dan'a ulaşılır. 7-dan en güçlü amatör seviyedir. Bundan sonra artık profesyonelliğe geçilir. Uzakdoğu oyunlarındaki siyah kuşağa karşılık gelen bu seviyenin en yükseği 9-dan'dır. Seviyeniz arttıkça, bir seviyeden diğerine geçmek daha uzun zaman alır.
Birisiyle bir el Go oynamak, onunla bir yıl yaşamaya eşdeğerdir der Koreliler. Karşınızdakinin karakterinin saldırgan mı ihtiyatlı mı, yoksa umursamaz mı olduğunu onunla oyun oynayarak kolaylıkla anlayabilirsiniz.
Go, bir açıdan bakıldığında rekabete dayanan bir oyun gibi görünse de, temelinde hayati dersler veren bir uyum gizlidir. Her şeye sahip olmayı isteyen açgözlülük, sizi Go tahtasında fazla ileriye götüremez. Qing Hanedanı döneminde yaşamış ünlü Go oyuncusu Shi Dingan (1710-1770) "Go'da ağırbaşlılık ve zarafet entrikalardan üstündür" demiştir.
Zhang Yunqi, Go oyununda gelişmek için gerekli olan özellikleri şöyle sıralıyor: "Bir askerin taktik gücü, bir matematikçinin kesinliği, bir sanatçının hayal gücü, bir filozofun dinginliği ve güçlü bir zeka". Bu özellikler arasında en önemlisinin dinginlik olduğunu vurguluyor.
"Sadece eğitimli insanlar Go oynayabilir. Çin'de bu zor oyunun bilgi düzeyi sıradan insanın üzerinde tutulur. Bu oyunun incelikleri tembel insanların ulaşamayacağı bir noktadadır. Go'nun zaferi kaba ve materyalistik biri karşısında o kadar kesindir ki... Go estetiği ve güzelliğiyle onların üzerinden yükselir." diyor Giles.
Go'da söylenmeyen söylenenden çok daha fazla yer kaplar: Çok az kural vardır, geri kalan her şey oyunculara bırakılmıştır.
19 yatay 19 dikey çizgi bulunan Go tahtasında 361 kesişim noktası vardır. Bu da Çin ay takvimine göre bir yıldaki gün sayısıdır. Tahtanın dört köşesi de, mevsimleri temsil eder. Ortası gökyüzü, kenarlar yeryüzüdür. Siyah taşlar geceyi, beyazlar gündüzü simgeler.
Go oyununda tek bir kural vardır: "Tamamen çevrelenen gruplar oyundan çıkarılır.", Bu çevrelemedir ki aynı zamanda Go'yu dünyanın en karmaşık oyunlarından biri yapar.
Trevanian "Şibumi" adlı romanında Şibumi kavramını Go ile özdeşleştirir: "Şibumi sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır...O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. Şibumi demek bilgiden çok anlayış demek. İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçak gönüllük demek."
Go oynadıkça saldırmadan gözdağı verebileceğimizi, gücümüzü boşa harcamadan kendimizi koruyabileceğimizi anlarız. "Yerel bir savaşı niye, nasıl, ne zaman kesip daha uzakta bir başkasını başlatmayı, bir durumu bütünlüğü içinde değerlendirmeyi, olanaklı üç hamle arasından seçim yapmayı, önde mi geride mi olduğunu hesap etmeyi, av mı avci mı olduğunu (doğrusu çoğu kez aynı anda, aynı yerde hem av hem avcı olunur!) görmeyi, tuzak mı kurmalı tuzaktan mı kaçmalı diye karar vermeyi, kullanma anı gelene askıda bırakılacak bir gözdağı yaratmayı bilmek gerektiğini" zamanla öğreniriz.
Samuraylar Go oynarken güzel bir biçem yaratmak için çabalarlar. Çinli oyuncular yarar sağlama yoluna giderler. Koreliler dövüşte iyidirler, tıpkı boksörler gibi.." diyor yaşlı bir Go oyuncusu.
Japon iş adamları Go oyunundaki düşünme şeklinin iş dünyasına uygulanabileceğini anlamışlardı. İş alanında asla bütün piyasaya sahip olamazsınız, tıpkı Go'da bütün tahtaya sahip olamadığınız gibi. Go sadece saldırgan taktiklerle kazanabileceğiniz bir oyun değildir. Bir yerlerde bir şey kazanıyorsanız, bilin ki başka bir yerde kaybediyorsunuzdur. Eğer erken kazanç elde ettiyseniz, daha sonra etki alanı kazanamazsınız. Çok fazla veya çok erken istiyorsanız, zayıflığınız sizi bitirir.
Yüzyıllar önce yazdığı "Savaş Sanatı" adlı eseriyle günümüz savaş stratejilerine ilham kaynağı olan Sun Tzu da aynı zamanda iyi bir Go oyuncusuydu. Sun Tzu'ya göre savaş aletleriyle yapılan savaş, zaferle bitse bile değersizdir. Önemli olan stratejileri kullanarak savaşmadan kazanmaktır. Go da, kılıç ya da yumruk kullanmadan oynanan bir spordur. Bu sporda ne kan ne de ter olur. Her şey geliştirilen stratejiler üzerine dayanır.
Senryu insanların başından geçenleri anlatan yergili Japon şiiridir. Aşağıda Go oyunuyla ilgili yazılmış bazı Senryular ve anlamlarını bulabilirsiniz.
Sumi ni ishi
Korosarete kara
o-ki ga tsuku
Köşedeki taşlar
Artık öldükten sonra
Endişelenmeye başlar...
Usta olmayan bir oyuncu, düşünür taşınır ve sonunda taşlarının tehlikede olduğunu görür, ama artık iş işten geçmiştir.
O-aite no
Go ni kachiso de
Kangaeru
Kendinden daha yüksek rütbeli biriyle
Go oynarken, kazanma olasılığı yüzünden,
Sıkı düşünmek zorunda!
Bu Senryu yazıldığında Japonya'da bir Efendi Go'da yenilirse, kılıcını kendinden daha alt tabakadan olan birine karşı kullanabilirdi. Bugün, Japonya'da bir şirketin patronu ne kadar zayıf olursa olsun, oyunun bir şekilde kendi lehine sonuçlandığını hayretle görebilir.
Kaku utaba
Nado to hebo go no
Make-oshimi
'Keşke oraya oynasaydım'
Vesaire vesaire... Beceriksiz oyuncunun
Kaybedince duyduğu acı.
Ne kadar çok amatörün kaybettikleri maçları, aslında birer zafere dönüştürebileceğini dinlemek ne muhteşem bir şeydir. Bu tip insanlar çoktan terk etmeleri gerekirken oyuna devam ederler. Kasvetli sona ulaştıklarında ise, rakibin oyununun aslında hatalarla dolu olduğunu, aslında Siyah oraya değil de şuraya oynasa, beyaz da buraya oynasa oyunu kazanabileceğini anlatırlar size.
Yo fukasi ni
Tenjo made ga
Go-ban nari
Gecenin karanlığında
Odanın tavanı bile
Bir Go tahtasına dönüşür.
Oyuncu yaptığı hataları düşünmekten kendini alamaz. Yatakta uzanıp, odanın tavanına bakarken oyunu kafasında yeni baştan oynar. Go taşları tavandan gökyüzüne ulaşır. Tıpkı binlerce yıl önce doğmuş yıldızlar gibidirler.
Aşağıda kyoka denilen bir türde Honinbo Sansa (bu unvanı taşıyan ilk kişi) tarafından ölüm döşeğindeyken yazılmış şiir, kendi ölümünü konu alıyor:
Go narabaya
Ko ni mo tatete
İku beki wo
Shinuru michi ni wa
Te hitotsu mo nashi
Eğer bu Go olsaydı
Bir Ko savaşına başlar
Ve kesinlikle yaşardım,
Ama ölümün yolunda
Geriye hiçbir hamle kalmıyor.