KONYA GEZİSİ


Gel, ne olursan ol, gel!



 Mevlânâ’nın asıl adı Muhammed Celaleddîn’dir. Mevlânâ ve Rûmî de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlânâ ismi O’na daha pek genç iken Konya’da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir. Bu ismi, Şemseddîn-i Tebrîzi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlânâ’yı sevenler kullanmış, adeta adı yerine sembol olmuştur. Rûmî, Anadolu demektir. Mevlânâ’nın, Rûmî diye tanınması, geçmiş yüzyıllarda Diyâr-ı Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya’da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.


Ölümün aslen bir cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçması anlamına geldiğini düşünen Hz. Mevlana, Şeb-i Arus’a ‘Düğün Gecesi’ anlamını yüklemiştir. Mevlana Celaleddin Rumi, 17 Aralık 1273 tarihinde vuslatına kavuşmuştur.

Şeb-i Arus kelimesi bizzat Mevlana’nın şiirinde geçer;


 “Bizim ölümümüz, ebedî bir düğündür. Onun sırrı nedir? “O tek bir Allah’tır.” Aslında ölüm, Allah’ın nuru ile diri olan kişinin ruhuna, beden zindanından kurtuluş yardımıdır.

Hz. Mevlana



Bizlerde Şeb-i Arus haftasında Konya’da idik. Gönüllerin şehri olan Konya’yı 2 gün boyunca gezdik, eğlendik. Çanakkale’den 45 kişilik bir otobüsle yola çıktığımız Konya gezimizin ilk durağı Konyanüma Müzesi idi.


Konyanüma

Geleneksel Türk İslam sanatına uygun şekilde inşa edilen külliyenin müstakil bir kısmını Konyanüma oluşturmaktadır. Konya’yı gösteren anlamına gelen Konyanüma; 13. yüzyıl Konya’sını usta sanatçıların hazırladıkları eserleri içerisinde bulunduran panoramik müze ile sergilemektedir. 13. yüzyıl panoramik Konya görüntüsü ile o dönemin yaşantısından kesitler ve kozmopolit bir şehirde herkesin kardeşçe yaşadığını müşahede etme imkânı oluşmaktadır. 211 yıl boyunca Selçuklulara başkentlik yapan Konya; Alaaddin Keykubad Cami ve Külliyesiyle, Eflatun Manastırıyla, Bedesteni ve görkemli camileriyle, hanlarıyla bir medeniyeti Konyanüma ile tekrar gözler önüne serilmektedir. Panoramik müzeyi ziyaret edenler yüzyıllar öncesindeki Konya’yı görme imkanı yakalamaktadır. 

Konyanüma bahçesinde Türkiye’den ve dünyadan çeşitli Mevlevihanelerin birebir maketleri bulunmaktadır. İçerisinde ayrıca bir sergi alanı barındıran Konyanüma; yurtiçi ve yurtdışından ziyaretçilerine hizmet vermektedir. 


İRFA

Konyanüma’yı gezdikten sonra bulunduğumuz binanın hemen yanındaki İrfan Medeniyeti Araştırma Merkezi’ne geçtik. Bu merkezde; Klasik Metin Okumaları, çeşitli atölyeler ve faaliyetler yapılmakta.

Biz de bu merkezde bulunan Tefsir dersine katılıp faydalanma fırsatı bulduk. Ardından gezimize katılan tüm arkadaşlarımız merkezde bulunan atölyelerdeki faaliyetlere katılıp hünerlerini gösterdiler. Özellikle Ebru sanatına ilgi fazlaydı.



Sema Gösterisi

SEMÂ, kulun hakikate yönelip, akılla – aşkla yücelip, nefsini terk ederek, Hakk’ta yok oluşu ve olgunluğa ermiş, kâmil bir insan olarak tekrar kulluğuna dönüşüdür. Bütün varlığa, bütün yaratılanlara yeni bir ruhla, sevgi için, hizmet için dönüşüdür… Semâzen hırkasını çıkarmakla, manen, ebedî âleme, hakîkate doğar, orada yol alır. Başındaki sikkesi (nefsinin mezar taşı), üstündeki tennuresi (nefsinin kefenidir). Kollarını çapraz bağlayarak, görünüşte bir rakamını temsil eden, böylece Allah’ın birliğini tasdik eden Semâzen; Semâ ederken, kolları açık, sağ eli dua edercesine göklere, sol eli yere dönüktür. Hakk’tan aldığı ihsanı, halka saçmasıdır.

Semazen gösterisini izlerken hepimiz hayran kaldık ve çok güzel anlar yaşadık.



Konya Şehitliği

Çanakkale Savaşına ve İstiklal Harbine en çok şehit veren ilerden biri olan Konya’da, Büyükşehir Belediyesi tarafından bir şehitlik yapıldı. Şehitlikte, Konya’dan şehit düşen Mehmetçiklerin isimleri ölümsüzleştirildi. Şehitlik içerisinde, yeni nesillere geçmişin büyük destanını aktarmak içinde müze yapıldı.

Müzede sırası ile Çanakkale Savaşı, Çanakkale Savaşı sırasında Konya’da köy hayatı, İstiklal Harbi sırasında Konya’da köy hayatı, İstiklal Harbi Kocatepe Cephesi ve nihayet savaş sonrası Konya’da köy hayatı, minyatür maket ve figürler ile anlatılıyor.


Mevlana Türbesi

Şehitlik ziyaretinden sonra Konya’nın kalbi olan Mevlânâ Celâleddin Rûmi’nin Konya’daki türbesi. Mevlânâ Celâleddin Rûmi’nin ölümünden sonra Alemeddin Kayser ve Muiniddin Pervane ile karısı Gürcü Hatun tarafından yaptırıldı (1274). Mimarı Bedreddin Tebrizi’dir. Çevresindeki mescit, semahane, meydanı şerif, matbah, derviş hücreleri, şadırvan, şebi aruz havuzu ve çelebi dairesiyle bir külliye halindedir. Külliyeyi meydana getiren yapılardan esas türbe binası Selçuklu devrine, türbenin yivli gövdesi ve külahı ile giriş koridoru, çelebi mezarları, post kubbesi Karamanoğulları devrine, mescit, semahane, türbeler, derviş hücreleri, matbah ve şadırvan ise Osmanlı devrine aittir. Türbenin bugünkü şekli; kare planlı bir zemin üzerinde üç tarafı kemerli ve bir tarafı kapalı mekân halindedir. Bu mekânın üzerini 16 dilimli sivri bir külah örter.


Alaaddin Tepesi ve Akyokuş

Mevlana Türbesinde bolca vakit geçirdikten sonra Alaaddin Tepesine çıkıp çay eşliğinde Konya manzarasını izledik.

Alaaddin Tepesindeki seyrimizin ardından Konya gezisindeki ilk günümüzün son durağı olan Akyokuş’a gidip Konya manzarasını en tepeden izleme fırsatı elde ettik. Daha sonra İlim Yayma Cemiyeti Konya Şubesinin bizim için önceden ayarladığı yurda gidip günün yorgunluğunu attık.



Kelebek Vadisi

Gezimizin ikinci günü ilk durağımız “Konya Tropikal Kelebek Bahçesi” oldu. Dev bir kelebek şeklinde olan bu bina daha içerisine girmeden büyülü bir atmosfer sundu bizlere. İçerideyse rengarenk çeşit çeşit kelebekler yüzlerde hoş bir gülümseme bıraktı. Burası yalnızca kelebeklerin yaşam alanı değil aynı zamanda papağanların ve böceklerin de yaşam alanı olarak kullanılıyor. Kelebeklerin, böceklerin, papağanların kendi yaşam ortamlarını oluşturabilmek adına da 20.000’e yakın bitki bulunmakta. Yani buradaki canlılar kendileriyle birlikte yaşam alanlarını da buraya getirmeyi başarmışlar.


Sille

Kelebekler Vadisinin ardından Sille köyüne doğru yol aldık.
Sille, neredeyse 3.000 yıllık bir bölge. Antik dönemde Sylla olarak bilinen Sille, özellikle Roma döneminde iskan gören bir yermiş. Sille’yi bu kadar özel kılan nedenlerden birisi de, o dönemlerdeki Kral yolu üzerinde bulunması. 1071 yılından itibaren Selçuklular’ın Konya’da artan hakimiyeti ile, Konya’da yaşayan gayrimüslimler, Sille’ye taşınmışlar. Sonrasında ise, 1097 yılında Haçlı ordusu şehri talan etmiş ve hatta şehirdeki bir çok Rum İstanbul’a göç etmiş.
Sille’de bulunan tarihi eserlerin de sayısı yüzler ile ifade ediliyor. Özellikle, Aya Eleni Kilisesi mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi. Sille aynı zamanda topraktan yapılma malzemeleriyle ünlü bir yer, burada bir amcanın kendi elleriyle yaptığı çömlekleri, vazoları çamurun hazırlanışından yapılışına kadar detaylı bir şekilde izledik.


Yemek Molası

Sille’den sonra rotamızı ‘Konya’dan etliekmek yemeden gitmek olmaz diyerek’ Konya’nın en meşhur etliekmek lokantasına çevirdik. Burada ilk defa etliekmek yiyenler ve ilk defa bamya çorbası içenler her ikisini de çok beğendiler.


Meram Bağları

 Konya’da simge haline gelen bu yer ismini verdiği Meram ilçesindedir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde gezip-gördüğü yerler arasında bağ bahçe, bostanlardan söz ederken bağlık-bahçelik bu yerlere her defasında “Bağ-ı Meram” ifadesini kullanmaktadır; hatta buraların Konya’nın Meram’ı gibi olduğunu ifade etmektedir. 
Konya merkezine 10 dakika mesafede bulunan Meram, insana doğa ve hayat sevgisi sunuyor. Yeşil alanları, mesire yerleri ile ünlü Meram eskiden bağlık bir alanmış. Meram bağlarından bugüne ise sadece türküsü kalmış. Bağların yerinde lüks yapıların ve villaların yükselmesine rağmen Meram Çayı ve yeşil alanlar hala güzelliğini korumaktadır. Meram Çayı’nın her iki yanını çay bahçeleri ve lokantalar süslüyor. Çayın içinde gezinti tekneleri bulunuyor.


İplikçi Camii

Meram bağlarında bolca eğlenceli vakit geçirdikten sonra efsanelere konu olan Selçuklu eseri İplikçi Camii’ye doğru yol aldık, derler ki; iplikçi Camisini bir adam “Ben kimseden yardım almadan yaptıracağım. Sevabı sadece benim olacaktır.” diye yaptırmaya başlar. Bu arada bir kadın “Ne olur Allah aşkına benim şu paramı da alın camiye harcayın” dermiş. Ama yaptıran adam ustalara “kimseden bir şey almayın” diye tembihlediği için ustalar o kadının parasını almazlarmış. Kadın her gün gelirmiş, istediğini söylermiş ustalarda her gün olmaz almayız derlermiş. Kadın geçimini iplik bükerek sağlarmış. Onun için de kadına iplikçi derlermiş. Bir gün kadın büktüğü iplikleri kırpık kırpık kırpmış. Gece gizlice gelmiş iplik kırpıklarını caminin duvarının örüldüğü harca karıştırmış. Ertesi gün ustalar hiçbir şeyden haberleri olmadığı için kadının iplik karıştırdığı harcı duvar yapmada kullanmışlar Neyse aylar geçmiş. Cami yapılmış bitmiş. Bir gün camiyi yaptıran sevabı bana olacak diyen adam, rüyasında bir “pir” görmüş. O pir “o caminin sevabı sana yazılmadı. Harçlara ipliğini karıştıran kadına yazıldı.” demiş. O gün bu gündür caminin adı İplikçi Camii olarak kalmış. Bu camiinin şadırvanının mimari yapısından dolayı sütunlarda karşı karşıya duran iki kişi fısıltıyla konuşurken sanki sesli bir şekilde konuşuyormuş gibi sesleri yalnızca birbirlerine duyuluyor. Bu bilgiyi bize Konya’da rehberlik eden rehberimizden duyduktan sonra hepimiz tek tek deneyerek test ettik ve çok şaşırdık.


Ve böylece dolu dolu geçirdiğimiz Konya gezimize burada son verdik. Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere Allah’a emanet olun…